Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

27 Mart 2009 Cuma

YEREL FİLOZOFLAR (1)

Filozof; ne yaptığı, ne yapıldığı, neden olduğu, nasıl olduğu ya da ne olduğu üzerinde düşünen, sevgi ve erdem anlamlarını içeren gerçeği arayan, kendisinin ve toplumun düşünce ve hayal sınırlarını sorgulayan ,yeni ufuklara yelken açan,keşif ruhlu, bilgiyi arayan,bilge kişidir.



Zaman ve mekan ötesi toplumsal kabul görmüş bu tip insanlar olduğu gibi, günümüzde yaşayan filozoflar,sadece kendi ülkesinde yaşayanlar ya da bölgesinde yaşayıp da kendisini sadece kendi toplumu içinde ifade edebilmiş orada bile çoğu zaman anlaşılamamış bilge insanlar vardır.



Kendilerini ifade edememiştir; kendisini geliştirebilecek imkanları olmamıştır, ya da kendisini anlatamamıştır, ya da onu tanıtıcak toplumsal iletişim kanlları olgunlaşmamıştır. Ya farkına varılmamışrtır ya da kendisi bile ifade ettiği değeri bilmemektedir. Sadece kendi çapında düşünmüş araştırmış bir şeyler uygulamaya çalışmıştır.



Yeşilovacık ve çevresinde kendi halinde yaşamakta olan yerel filozofları bilge adamları kanaat önderlerini kendi meslekleri ve çevrenin kabul ettiği değerlerle kısa kısa anlatmaya çalışacağım.

Aslında benzer insanlar Anadolunun her yerinde hatta dünyanın her yerinde başkalarının farketmediği şekilde yaşamını sürdürmüşler ya da sürdürmekteler. Tabii ki bu insalara mükemmel insan demiyorum.Her insanın olduğu gibi hataları eksik tarafları var, sevilmeyen tarafları var, benim çabam hüsn-ü zan ederek insanların iyi taraflarını ortaya koyarak bölgeden haraketle bir ulusun değerlerine katkıda bulunmak. Hatta evrensel tarihe bir damla da olsa katkı sağlamak çabası.



Bu insanlar Yeşilovacık ve çevresinde olduğu gibi, birçok belde köy ya da varoşlarda bilinmeyen farkedilmeyen, hatta kendilerini bile farketyen, yoksullluğun baskısı altında kaybolmuş bilge insanlar belki de o kadar çoğunlukta ki bizler bunları farkedecek şekilde uyanık duramıyoruz. Özellikler günümüzde dünyamızın birkaç kişinin fikriyle organize edilen yirmi yıllık elli yıllık planlarla tesbit edildiği, bizlerin de bu planları uygulayıcı olarak yaşadığı toplumda, edilgen ve pasif dünyamızda kendi yaşamlarında farkedilmeyerek etkinliklerini sürdürmüşler ya da sürdürüyorlar. Belki de sadece kendi hayatlarında etkin olarak.

6 Mart 2009 Cuma

EŞMİN



1980 li yılların başına kadar Ovacık'ta çeşmeler vardı. Çeşmeler ovacık'ın muhabbet mekanlarından biriydi. Anneler çocuklarını gençlerini suya zorla gönderse de, orada kimse sıkılmazdı. Kovayı çeşmenin oluğuna asar ya da bidonu çeşmeye tutar.Bir tarftan sohbetten kopmak istemez diğer taraftan göz ucu ile de kabını takip ederdi.
İkindi bomboştu çeşmeler. Kimi işte kimi kahvede kimi komşuda batırık çay muhabbet.. Boş olan da gelmez, daha kimse yok ki..Çeşmede sıra beklemek; İçinde çile olan bir muhabbet..
Bir aşağı çeşme var bir yukarı.Aşağı çeşme caminin yanında. Namaz vakitlerinden önce sırtlarında ceketleri kollarını sıvayarak,abdest almaya geliyor. Ezan başlamak üzere. Muhabbet henüz davam ediyor..Yoğunluk varsa kenarda caminin bitişiği betondan koltuklarda oturuyorlar. Saatleri çıkarıyor, çorabı çıkarıyor.Bir taraftan da ezan başlıyor. Ses kesiliyor. Besmele ve dua başlıyor adeta abdsten evvel,İç abdestlerini alıyorlar ruhlar temizleniyor abdeste hazırlanıyor huşu içerisinde ezan eşliğinde . Su az akıyor; kalabalık var, bekliyorlar. Müezzin biraz uzatıyor ezanı .Yine de beklerken sırayı;İftarı beklemenin sabrı ve manevi atmosferi zuhur ediyor adeta..Rahmetli mevlüt amca en erken geleni.O çok yavaş abdest alır...Sürekli okur.

Mevlüt amca arazisi malı mülkü olan ama bunu hiç hissettirmeyen bir büyüğümüz.Belki de memleketimizde en çok okuyan mütevazi insanlarından bir tanesi...Konuşmasam da bazen onun atmosferinde; yine de güzel şeyler düşünüyordu insan. Memleket adına inanç adına insanlık adına....

Cumalarda bu manzara daha erken, sela ile başlıyor. Daha kalabalık.Civar köylerden de gelmişler. Cuma günü aynı zamanda pazar da kuruluyor. İnsanlar Hırmanlı'dan Yapal'dan Dedeler'den Işıklı'dan atlarıyla,eşekleriyle gelmişler.Atlar gösterişli eğerleri önemli bir adamı taşıyor. Belli ki atına iyi bakıyor sahibi maharetli. Cuma kalabalığında herkesin dikkatini çekiyor meydandan geçerken. Atları nal sesleri ile ben geldim dercesine....Caminin yanındaki avlusu olan tanıdık evlerin avlularına bağlıyorlar. Cuma günleri sanki küçük bir bayram, buluşma halleşme cemaatleşme günü.Civar köylerden gelen insanlar hediyeleşiyor da. Çam sakızı çoban armağanı nesi varsa büyüklüğü önemli değil yüreği büyük.Öğlen yemeği komşularda yeniyor.Hekese açık evler. Yemek muhakkak var az da olsa aç kimse dönmez. Kazan hep kaynar.Misafir çoksa bereketli geçti denir.Tabii güzel bir çay da. Dualaşıyor insanlar birbirinin kalbine muhabbet tohumları ekiyor.Namazdan az zaman sonra yola koyulurlar.Seyrederken arkalarından kahvede oturan insanlar içlerinden buruk bir boşluk da hisseder. Giden yolcuda buruk bir ayrılık.At üzerinde başlangıçta duyduğu nal seseleri duyulmaz olur dalıp gidilen düşüncelerden.Günün muhasebesi, muhakemesi yapılır..Yine bir cuma günü buluşmak üzere...Özlem daha yolda iken başlar bir daha ki sefere oğlunu da getirsin yanında.

Çeşmeye su suyun gözünden gelir. Bahar aylarının sonuna kadar depodan artan su harnup pıynar pembe çiçekli zakkumlar arsında nergizleri de koklayarak çam ağaçlarının arasından oksijene bürünerek eşmin denen doğal havuza travertenler oluşturarak dokülür.Eşmin su üzerindeki doğal köprü.İçerisi yaklaşık bir buçuk metre derinliğinde ....Bahar ayında piknik yerimiz. Mayıs ayında su hafiten hala akarken komşular batırık malzemesi ve çayları ile travertenin yumşak dokusuna oturup piknik yapılır. Denizin iyotlu havası ormanın oksijeni insanı sanki bir hayat daha doldurur ciğerlerinin derinliklerine....İnsan bir şey düşünmek istemez olur adeta; İnsanda ne hırs ne gam ne keder bırakır.Ta ki birileri bize hatırlatıncaya kadar sıkıntılarımızı,rafa kadırdığımız. Her şeye sahipmiş duygusu uyandırıyorinsanda gördüklerimiz.Şöyle bakınca denizde ufka, gökyüzü ve deniz aynı tonda sonsuzluk noktasında birleşmiş.İnsana müthiş bir derinlik duygusu veriyor.Her an da her yerde yaşamaktan kurtulup o ana o noktaya bakarak sadece o pencereden belki de hayatımızın en güzel hayallerini seyrediyor en güzel niyetlerini ediyoruz. Belki de istemediğimiz kadar gönülden istiyoruz yaradandan, dualarımız sanki kabul oluyor. Belki de bu güzelliklerin yanı başında olmak bizi tembelleştiriyor hatırlatan olmazsa ...Dalga seslerinin kayalıklara dokunuşları arasında kaybettmişizdir sıkıntılarımızı. Garip de olsa insan biraz çitlerken çekirdeği gariban olduğunu unutuyor. Garibin morali oluyor enginlikler.

Yazın,Eşmin gençlerimizin çocuklarımızın doğal yüzme havuzu trapleni, dalış merkezi yarışma alanı. Kim daha uzağa atlayacak. Gençler ilk adrenalin deneyimini burada yaşar cesaretlerimiz burada denenir.Herkes çivileme atlar ancak baş üstü maharet tecrübe gerektirir.Kuru cesaret yetmez yoksa karnının üstüne düşersin acısı dayanılmaz olur. Ellerini başın ön hizasına koyacan ,önce suya çivi gibi yaptığın ellerin girecek sonra baş ve gövden suya....Kim daha uzağa gidecek suyun altından. Güç maharet,nefes,zeka hepsi ilk defa buralarda sınanır.

Eşmin şimdi limanın hemen arkasında, kocaman taşlarla büyük bir oranda da dolu. Limanın arkasında; güzel bir tablo için konu mankeni, memleketimizin hoş bir dekoru. Ovacık tarihinin hoş bir tanığı...Belki de gece seyretmek lazım mehtabı denize aksini , çünkü gece karalamış bütün çirkinlikleri sadece eşmin deniz ve mehtap dün ve bugünü aynı manzarada birleştiriyor......